Bugun...

Yalman Özgüner
“GNOTHİ SEAUYON…”
Tarih: 12-06-2022 07:10:00 Güncelleme: 12-06-2022 07:10:00



HER GÜN soygun, talan, hukuk cinayeti haberleri…
Her gün ülkenin hayat damarlarının biraz daha kurutulması…
İnsan özgürlüğünün, can ve mal güvenliğinin, emperyalizm ve emperyalizmin beslediği terör çeteleri yüzünden ülke güvenliğinin, huzurunun kalmaması…
Bedeli aralarında çocuğuna pantolon alamadığı, evine ekmek götüremediği için intihar edenlerin de olduğu yoksul kitlelerin ödediği vergilerle ödenen bitmek, tükenmek bilmeyen sefahat yuvası saray saltanatı savurganlıkları…
Giderek sayıları kabaran yoksul kitleler…
Soygun ortamına dönüştürülen kamu bütçesini beslemek için hemen her gün zam üstüne zam…
Sıfırı tüketmiş ekonominin nefesinin büsbütün kesilmemesi ve yağma, talan düzeninin sürdürülebilirliği için Araplara tanınan yeni moda kapitülasyonlar…
Erken Cumhuriyet döneminin kuruş üstüne kuruş eklenerek yaratılmış üreten, hizmet veren akıllı fabrikalarının, sözgelişi Atatürk Havalimanı gibi, Hıfzısıhha Enstitüsü gibi kurumların yerle bir edilerek vatana, ulusa, insanlığa yapılan ihanet…
Hukuk düzeni, eğitim sitemi, ekonomi yönetimi “Devlet yönetimi ayarları”ndan çıkmış, kabile yönetimi ayarları düzeyinde sürüp gidiyor…
Cehalet ortamı yayıldıkça yayılıyor, etkinliğini artırdıkça artırıyor…
Her şey şirazesinden çıkmış, çağdaş değer olarak ne varsa her şey iflas etmiş durumda…
Devlet yönetimini ülkeyi, ulusu yönetmek için değil, ulus varlıklarını sömürmek için koltuğu ele geçiren “ali kıran baş kesen” diktatörlüğü kuran soygun çetesi derdest edilmeden bu karanlık günlerden kurtuluş yok.
Ne yazık ki yaşanan an itibariyle bunu gerçekleştirebilecek bir güç de yok.
Bir ülkede kişiliği gelişmemiş, insani değerlerden nasibini almamış, tersine hilekârlığa, yalancılığa, düzenbazlığa, durduk yerde çıngar çıkarmaya yatkın tıynette cahil bir kişiye devlet yönetimi bütün kurumlarıyla birlikte teslim edilirse o ülkede olacak olan işte budur.
Her şey şirazesinden çıkmış, söylenecek yeni bir şey yok.
Bütün umut 2023 Haziran seçimlerinde…
***
GELİN hep birlikte bunları şimdilik başka bir yere bırakıp farklı bir konuya, insanlık âleminde bütün bu tür felaketlerin yaratıcısı olan İNSAN üzerine fikir jimnastiği yapalım.
İnsan evreninin felsefesini yapan filozofların düşüncelerinin temeli Yunanistan’daki Parnassos Dağı eteğindeki antik Delphoi kentinde bulunan Apollon Tapınağının girişindeki efsaneleşmiş “Gnothi Seauyon” -kendini tanı- ibaresidir.
Kişinin, başkasını tanımasının temel koşulu önce kendisini tanımasıdır.
Kendini tanımayan empati bağı kuramayacağı için başkalarını da tanıyamaz.
İNSAN, toplumun ana unsuru olduğu için birey için söylenecekler toplum ve toplumu yaratan koşullar için de geçerlidir.
KENDİNİ TANIMAK kişilik geliştirmenin…
KENDİNİ TANIMAK başarının…
KENDİNİ TANIMAK somut ve rasyonel kararlar almanın…
KENDİNİ TANIMAK iyi insan, iyi vatandaş olmanın…
KENDİNİ TANIMAK onuruyla yaşamanın…
KENDİNİ TANIMAK toplumla barışık yaşamanın anahtarıdır.
Bugün içinde yaşadığımız dramatik ortamın nedenini genellikle cehalete bağlayarak işin kolayına kaçıyoruz. Bu nedenle birlikte oluşturduğumuz toplumumuzu da tanıyamıyoruz.
Şu gerçeği de hiç unutmayalım;
Hiçbir cahil cahil olmayı kendi özgür iradesiyle seçmez.
Cahili cahil yapan içinde yaşadığı toplumun koşullarıdır.
İşte eşsiz önderimiz Atatürk bunun için “Cehaletle savaş en büyük savaştır” diyordu.
İmam-ı Azam “Cahillerle yaptığım bütün tartışmaları kaybettim” demişti.
Cehaletle savaş cahillerle değil, ancak cehaleti yaratan koşullar yenilgiye uğratıldığı zaman zafer ile sonuçlanır.
Atatürk “Bir işe koyulmaya karar verdiğimde önce işin zorluklarına bakarım. Zorlukları aştıktan sonra gerisi kendiliğinden gelir “diyordu.
İşte budur KENDİNİ TANIMAK…
Dünyaya belki de bir eşi hiç gelmeyecek olan dahi Atatürk…
Her zaman en büyük gururunun Türk ulusunun bir bireyi olmak olduğunu vurgulayan eşsiz önderimiz ulusunu çok iyi tanıdığı için kötü kaderine boyun eğmiş toplum üzerinde yarattığı algı sayesinde işgal altındaki zihinleri uyandırarak, özgürleştirerek eşi görülmemiş bir zafer kazandı.
Türk ulusuna 1923’den 1938’e kadar bir altın çağ yaşattı.
10 Kasım 1938’de itibaren Atatürk algısının etkisinin üstünün adım adım çizildiği ve zihinler yeniden işgal altına alındığı için soygun ve ihanet çetesinin baş tacı edildiği bugünlere geldik
Atatürk etkisi sürseydi eğer bugün bambaşka bir Türkiye’de yaşıyor olacaktık.
Neydi Atatürk etkisi?
İşgal edilmiş zihinleri, merak eden, sorgulayan, araştıran, gerçekliği kesin ispatlanmamış her şeye gerçeğe ulaşana kadar kuşkuyla bakan beyinler olarak yetiştirmek…
Eğitimcilerden fikri hür vicdanı hür irfanı hür nesiller yetiştirmelerini isteyen büyük önder “Öğretmenler yeni nesil sizin eseriniz olacak” sözleriyle cehaletin nasıl aşılacağının yolunu ve sorumlusunun eğitim sistemi olduğunu göstermişti.
Oysa “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller” yetiştirmenin ana hamlelerinden biri olan Köy Enstitüleri kapatılarak yeniden işgal edilmiş zihinlerin nesli filizlendirilerek cehalet beslendi.
Eğitim sistemi ve eğitim kurumları Anadolu’daki sayılamayacak kadar çok sayıda üç tane camisi olup hiç okulu olmayan köylerin yanısıra, dağ tepe imam hatip okulları ile doldurularak “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller” yetiştirmek yerine “dindar ve kindar gençler yetiştireceğiz” denilerek zihinleri işgal altında nesiller yetiştirmeye yönlendirilerek amacından saptırıldı.
Yabancıların Atatürk hayranlığı eşsiz önderimizi tanıdıkça artarken biz kendimizi tanımadığımız için, neyi bilip neyi bilmediğimizi bilmediğimiz için ne Atatürk’ün gösterdiği çağdaş toplum niteliklerini, ne bugünlere nasıl gelindiğini ve ne de Atatürk’ü yeterince tanımıyoruz, bilmiyoruz.
Sadece bol miktarda Atatürk düşmanları değil, Atatürkçü olduğunu öne sürenler arasında bile Atatürk’ün olağanüstü kişiliğine vurgu yapanlara büyük önderi yeterince tanımayıp “Atatürk’ü abartmayın” diyenler bile var.
Eğitim sistemi yeniden “fikri hür vicdanı hür irfanı hür” nesiller yetiştirmeye dönüştürülmedikçe bir soygun ve ihanet çetesi gider, bir başka çete üstümüzden silindir gibi geçer.
İşte bunun için cahilleri hedef almak yerine, eğitim sistemimizi daha köktenci bir yöntem olarak fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller yetiştirecek statü ve kurumsallaşmaya dönüştürelim.
Bu aynı zamanda Büyük önderin gösterdiği ışıklı yollardan biridir de...
Bunu yaparken Norveçlilerin bir zorluk karşısında yılgınlık gösterenlere dillere destan olan “Mustafa Kemal gibi düşün başarırsın” deyişini de unutmadan…
 



Bu yazı 64 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI