Bugun...

Yalman Özgüner
''TAYYİBİZMİN SONU'' TARİHİN SONU
Tarih: 03-11-2022 06:47:00 Güncelleme: 03-11-2022 06:54:00


Aklı başında, ahlakı yüreğinde, Atatürk ilkelerine bağlı her yurtsever, çağdaşlıktan yana olan fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür insanlarımızın ülkemizin, devletimizin, ulusumuzun içinde bulunduğu durumu düşünüp yüreği sızlıyor, uykuları kaçıyor. 
AKP iktidarı ile başlayıp sürüp gitmekte olan ekonomik çöküş, yoksulluk, yolsuzluk, tırmanan irtica, devrim ve Atatürk düşmanlığı, Türklük düşmanlığı, uygar dünyadan kopuş, hukuksuzluk, çeşit çeşit yalanlar, sahtekârlıklar, eriyen insan hakları, özgürlük ortamı, kaybolan can, mal, ırz, mal güvenliği… 
Durum özeti tam olarak eşsiz önderimiz ufukların ötesini gören Atatürk’ün tasvirini yaptığı hal..
“Memleketin dâhilinde, iktidara sahip olanlar gaflet, dalâlet ve hatta hıyanet içindeler”
Bunun dışında sözü edilmeye değer yeni bir konu yok, konuşulan, yazılan hep aynı şeyler. 
Artık bunları konuşmayı bırakıp enerjimizi, bütün düşüncemizi önümüzdeki seçimlere odaklanalım -eğer kazasız belasız atlatırsak- kara bulutları dağıldığında neler yapmalıyız onları konuşalım. Zira en azından koptuğumuz uygarlık çağını daha fazla uzaklaşmadan yeniden yakalamak için az zamanda çok şey yapmak zorundayız. 
Bunun için kara deliğin içine nasıl ne zaman yuvarlandık onu hatırlayalım…
***
ŞEYH SAİT isyanı yaşanırken Adalet Bakanı Mehmet Esat Bey’in hazırladığı bir yasa tasarısı TBMM’nin çıkardığı ikinci yasa olan Hıyanet-i Vataniye Kanunu'na 25 Şubat 1925'te eklendi. 
Yasa ile dini ve mukaddesatı siyasi amaçlara alet etmek amacıyla cemiyet kuranlar, Büyük Millet Meclisinin meşruiyetine karşı isyan edenler, dini siyasete alet edenler, dini alet ederek toplumda ayrımcılık yapan ve devlet şeklini değiştirmeye çalışanlar vatan haini olarak idam edilerek cezalandırılacaklardı. 
12 Nisan 1991'de yürürlükten kaldırılan yasa henüz yürürlükte iken ana tarafından Gürcistan Yahudi’si, baba tarafından Rum asıllı bir melez -belgesi eğer yok edilmediyse- Trabzon tire askeri arşivinde bulunan- bir kuran kursunda yaptığı konuşmada şunları söylemişti: 
“Türkiye dinsiz laik bir memleket haline gelmiştir. Hayatımı Mustafa Kemal dinsizliği ile savaşa adayacağıma, Türkiye’yi bir din ve şeriat devleti haline getirmek için mücadele edeceğime, Kemal Paşa zamanında çıkarılan dinsiz kanunların tatbikini önleyeceğime, kısa zamanda ümmet esasına dayanan şeriat devletinin kurulması için çalışacağıma dinim Allah’ım ve bütün mukaddesatım üzerine yemin ve kasem ederim” 
İşte o an, hâkimlerin, savcıların görmezden gelip suskun kaldığı o an bugünlerin başladığı andı…
Çanak yalayıcılar, irtica destekçileri böyle bir konuşma olmadığını, uydurulduğunu öne sürerler
Diyelim ki uydurma… 
Rize’de bir miting alanında yaptığı konuşma aynı temada değil miydi? 
"Trenimizi kimse durduramaz. Tren dedim, aklıma geldi. Hindistan’ı ziyaret eden Afrikalı bir devlet başkanının bindiği tren aniden durmuş. Sormuşlar, “neden? "Efendim, yolumuzun üstünde bir inek yatıyor. İnekler biz de kutsaldır. Onları rahatsız edemeyiz, hayvan ne zaman kalkarsa o zaman yolumuza devam edeceğiz." ne mutlu onlara ki, inek canlı. Bizim yolumuzu kapatan inek ise ölü, kimse adını da ağza alamıyor. İneği yolumuzdan evvel Allah sizlerin yardımıyla, artık nasıl olursa, nasıl denk gelirse kaldıracağız.”
İBB başkanı iken hapis cezası almasına neden olan konuşması aynı anlamda değil miydi? 
TBMM’de içki yasağını savunurken Atatürk ve İnönü’yü kastederek  "iki tane ayyaşın yaptığı yasa muteber oluyor da dinin emrettiği bir yasa sizin için neden reddedilmesi gerekiyor” diyen…
“Demokrasi tramvaya benzer. Gideceği yere kadar gider orada iner kendi yolunuza davam ederiz” diyen başka birisi miydi?
Parti propagandası yaptığı meydanlarda elindeki kuranı kaldırarak nutuklar atan.. …
Müslüman’ın laik olması mümkün değildir. Eğer benim emir-komuta merkezim bana Papaz elbisesi giyeceksin diyorsa, Papaz elbisesini giyer, bu şekilde görevimi yaparım” diyen kimdi? 
“İngiltere, Fransa, Almanya ve şahsım dörtlü zirve yaptık” diyecek kadar devlet adamlığından nasibini almamış, Devlet yönetimini koyun çobanlığı gibi anlayan sahte diplomalı cahil “Zengin olursam bilinsin ki yolsuzluk” yapmışımdır diyerek devlet hazinesini kurutarak hesabı tutulamaz bir servetin sahibi olan…
Fransızların cuk oturur şekilde “Éradicateur” yani “kökünü kazıyıcı-yok edici anlamında andıkları kişi…
**
 UCUBE Tayyibist rejimin sonu geldiğinde Atatürk’ün gösterdiği yolu izleyerek hem ulus olarak sorunlarımızı aşarız, hem de ölümsüz önderimizin fikirlerinden doğan ve Prof. Ahmet Taner’in deyişi  ile“Geçmişin bekçiliği değil geleceğin öncülüğü” olan Kemalizm’i uygulayarak emperyalist-kapitalist düzenin sömürdüğü ezilenlere örnek olarak kurtuluşlarına önayak olmuş oluruz. 
Nasıl mı?
****
ANTİK çağda sürekli değişimler geçirmenin doğanın temel niteliklerinden biri olduğunu söyleyen Efesli Herakleitos evrende her şeyin tersi ile var olduğunu, “Eğer hastalık olmazsa sağlığın değeri bilinmezdi” türündeki örnekler ile diyalektik düşüncenin ilk kurucularından biriydi.
Herakleitos diyalektiği, her şeyin sürekli olarak bir değişim ve akış halinde olduğu, değişim ve hareketin çelişki barındırdığını ve ancak çelişki yoluyla gelişimin gerçekleşeceğini vurgular. 
Diyalektik düşünceyi modern çağa tanıtanların başında gelen Hegel’in idealist diyalektik kavramına göre her şey tez-antitez ve sentez aşamalarından geçerek oluşan fikirlerden doğar. Evren bir fikirdir düşünce ve varlık özdeştir 
Marx ve Engels ise Hegel’n idealizmini tersine çevirerek her şeyin maddeden oluştuğunu idealist diyalektiğin tersine, materyalist diyalektikle evrende maddeden başka bir şey olmadığını Maddenin karşıtlıklarla geliştiğini söylerler.  
Hegel’in idealist diyalektiği ideoloji olarak toplumsal değişimin öne çıkartıldığı, düşünce akımlarına destek verdiği ve “Laissez faire laissez passer” anlayışına yatkın olduğu için liberalizm ortamında uygun bir alan buldu. 
Hegel’in idealist diyalektiğinde gözlem ve deney yolu ile değil sezgi ve keşif yolu ile idrak edilebilenler, Marx’ın materyalist diyalektiğine göre idealar yani idrak edilenler, insan zihninde yansıtılmış ve düşünce biçimlerine tercüme edilmiş maddi dünyadır.
Öte yandan Akıl ve bilimi temel alan Kemalizm’de de diyalektik düşüncenin kaynağı olan sürekli değişim ve sürekli akış vardır. İdeolojilere, dogmalara bağlı kalmaktan uzak duran Atatürk’ün yaşamında yüksek dehasının eseri olarak yerine göre idealist diyalektikten, yerine göre materyalist diyalektikten esintiler vardır ama bu ülke koşullarının gerektirdiği bir durum olup asla taklitçilik değildir.
***
HEGEL’den esinlenen Japon asıllı Amerikalı sosyal analist ve politika yorumcusu Francis Fukuyama “Tarihin sonu” adlı yapıtında sürekli değişim sonunda bütün siyasi ideolojilerin yerini liberalizme bırakacağını, herkesin eşit ama kimilerinin daha çok, kimilerinin daha az eşit olacağını, daha az eşit olanların daha çok eşit olanlar için çalışacağını, böylece tarihin sonu geleceğini söyler.
İnsan aklı, insan onuru böyle bir “oldubitti” ye katlanabilir mi? 
Elbette hayır.
“Tarihin sonu” gelecekse eğer, bu yine Prof. Kışlalı’nın “Kemalizm’i XXI. Yüzyıla taşıyan önder” diye tanımladığı Bülent Ecevit’in “NE EZEN NE EZİLEN, HAKÇA DÜZEN”  diye betimlediği olgu gerçekleştiğinde, bütün dünyanın Kemalizm’e sarıldığı gün olacaktır. 
Bunun zaten pratikteki örnekleri var. 
Emperyalizmin Kemalizm düşmanlığı boşuna mı? 
Fransız anayasa hukuku uzmanı, siyasetçi ve siyaset bilimcisi Maurice Duverger ne demişti hatırlayalım;
“İkinci Dünya Savaşı sonrasında Kemalizm uluslararası bir boyut kazanmış ve Moskova ile Pekin’in güdümüne girmeyen üçüncü dünya uluslarına örneklik yapmaya başlamıştır. Kemalizm, gelişmekte olan ülkeler için komünizmin alternatifi olarak görünmeye başlamıştır. Aşırı derecede planlı ve merkezi ekonominin yol açacağı zararlar, aşırı derecede liberal ekonominin yaratacağı zarar ve hatalar kadar büyük olacaktır. Bu durumun farkına varan, gelişmekte olan ülkeler, Kemalizm’in karma ekonomi sistemine yönelmektedirler”
Bütün dünyaya yayılan Atatürk hayranlığı, dünyanın dört bir köşesindeki Atatürk heykelleri, adının verildiği caddeler, meydanlar, hepsi birer işaret… 
Son sözü ölümsüz önderimize bırakalım; 
26 Mart 1933 günün sabahı Mısır Büyükelçiliğinde verilen davette büyükelçiye Çankaya sırtlarından doğmakta olan güneşi göstererek söyledikleri:
Doğudan şimdi doğacak olan güneşe bakınız! Bugün, günün ağardığını nasıl görüyorsam, uzaktan, bütün doğu milletlerinin de uyanışını öyle görüyorum. Bağımsızlık ve özgürlüğüne kavuşacak daha çok kardeş millet vardır. Onların yeniden doğuşları, şüphesiz ki ilerlemeye ve refaha yönelmiş olarak gerçekleşecektir. Bu milletler, bütün güçlüklere ve bütün engellere rağmen, bunları yenecekler ve kendilerini bekleyen geleceğe ulaşacaklardır. Sömürgecilik ve emperyalizm yeryüzünden yok olacak ve yerlerini, milletler arasında hiçbir renk, din ve ırk farkı gözetmeyen yeni bir uyum ve işbirliği çağı alacaktır.”



Bu yazı 81 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI