Bugun...

Yalman Özgüner
TÜRKİYE ASIL BUGÜN DİNSİZ BİR ÜLKE…
Tarih: 10-09-2021 10:59:00 Güncelleme: 10-09-2021 10:59:00


YIL 1993, yer Rize… 

Kürsüde emperyalist/Siyonist güçleri arkasına alıp ülkeyi yönetmeye soyunan bir hatip var:  

Refah PARTİSİ İstanbul İl Başkanı… 

Damarlarında Türk kanının zerresini taşımayan, ana tarafından Musevi, baba tarafından Rum asılı, bizden biri olmayan, yarı cahil, sabah söylediğinin günün akşamında tam tersini söyleyen ruhsal dengesi bozuk, vicdani duyguları körelmiş bir kişi…  

Gürcistanı ziyaretinde “Ben Gürcüyüm”, Türkiye’ye döndüğünde, “Bana Gürcü dediler, affedersiniz Ermeni dediler. Ben Türküm diyen siyaset bezirgânı… 

Sırtında doğru dürüst bir elbisesinin bile olmadığı günler… 

Elhamdülillah şeriatçıyım “diyerek başladığı konuşmasını sürdürüyor: 

“Ben Muhammed Müslüman ümmetindenim. Türkiye dinsiz, laik bir memleket haline gelmiştir. Hayatımı Mustafa Kemal dinsizliği ile savaşa adayacağıma, Türkiye’yi bir din ve şeriat devleti haline getirmek için mücadele edeceğime, Kemal Paşa zamanında çıkarılan dinsiz kanunların tatbikini önleyeceğime, kısa zamanda ümmet esasına dayanan şeriat devleti kurulması için çalışacağıma, dinim, Allah’ım ve bütün mukaddesatım üzerine yemin ve kasem ederim.” 

Ülkeyi yönetmeye başladıktan sonra hiçbir dinin cevaz vermeyen uygulamalarına bakılırsa gerçekten şeriatçı mı yoksa dinsiz mi diye sorası geliyor insanın. 

Laik değilim ama laikliğin savunucusuyum” diye lafı dolaştırıyor. 

Madem laiklik dinsizlik demek, öyle ise hem şeriatçı olmak hem de dinsizlik dediği laikliğin savunucusu olmak nasıl bir şey? 

Günü geliyor “laik değilim ama laikliğin savunucusuyum”  diyerek vites büyütüyor: 

“ Dört dörtlük laikim”  

Yanlış mı duyduk? 

Baklayı ağzından kaçırınca mesele anlaşılıyor. 

“Amaçlarıma ulaşmak için papaz elbisesi bile giyerim…” 

*** 

TARİHİN eski sayfalarına gidip bir bakalım:  

Günlerden 29 Ekim 1923… 

Yer Ankara…  

Rizeli hatibe göre Türkiyeyi dinsiz bir ülke yapan cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Paşa kendisi ile söyleşi yapmaya gelen Fransız gazeteci Maurice Pernot ile konuşuyor: 

“Türk milleti daha dindar olmalıdır. Bütün sadeliği ile dindar olmalıdır demek istiyorum. Dinime bizzat hakikate nasıl inanıyorsam öyle inanıyorum çünkü bizim dinimizde akla aykırı gelişmeye ve ilerlemeye engel hiçbir şey yoktur.” 

Türk ulusunun eşsiz önderi, “Yolunda ilerleyen bir yolcunun ufukların ötesini de görmesi lazımdır” diyen Gazi Mustafa Kemal Paşa gün gelecek din istismarcılarının toplumu sömürerek insanları kandıracağını, dini yanlış yollara saptıracağını görmüş gibi ulusa seslenerek şunları söylüyor:  

 “Sevgili vatandaşlar Türk milleti daha dindar olmalıdır. Bütün sadeliği ile dindar olmalıdır demek istiyorum. Dinime bizzat hakikate nasıl inanıyorsam öyle inanıyorum çünkü bizim dinimizde akla aykırı gelişmeye ve ilerlemeye engel hiçbir şey yoktur.”  

 “Laiklik asla dinsizlik değildir. Ayrıca sahte dindarlık ve büyücülükle mücadele kapısını açtığı için, gerçek dindarlığın gelişmesi imkânını da sağlamıştır.”  

Bizim dinimiz için herkesin elinde bir değer ölçüsü vardır. Bu değer ölçüsü ile herhangi bir şeyin bu dine uygun olup olmadığını kolayca takdir edebilirsiniz. Eğer bizim dinimiz akıl ve mantıkla uyuşan bir din olmasaydı en mükemmel din olmazdı, en son din olmazdı.”    

Din vardır ve lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz milletlerin devamına imkân yoktur. Yalnız şurası var ki din, Allah ile kul arasındaki bağlılıktır. Softa sınıfının din simsarlığına müsaade edilmemelidir. Dinden maddi menfaat temin edenler menfur kimselerdir. İşte biz bu vaziyete muhalifiz ve buna müsaade etmiyoruz. Bu gibi din ticareti yapan insanlar saf ve masum halkımızı aldatmışlar. Bizim ve sizlerin asıl mücadele edeceğimiz ve ettiğimiz bu kimselerdir.” 

Eşsiz önderimizin din anlayışı Kur’an hükümlerine, akla, Sufizme dayalı batıni-tasavvufi İslami referanslara dayalı bir anlayıştır.  

Nasıl 16. YY’da Martin Luther Hıristiyanlığı safsatalarından temizleyen din reformunun mimarı olmuşsa Atatürk de 20. YY.’da İslam dünyasında dini benzer safsatalarından temizleyerek yaptığı reformla İslamiyeti özüne döndüren tek önderdir.  

Eğer öteki İslam ülkelerinde aynı şey yapılsaydı Müslüman ülkeler ne geri kalmışlığın çukurlarına düşerler ve ne de kelle avcısı Taliban gibi İslami terör örgütleri yaşam ortamı bulamazlardı.  

Ülkemizde Atatürk’ten sonra gelen, kafalarda sorular yatarak, TOBB’da yediği bir yemekten zehirlenerek hastalanıp vefat eden Bülent Ecevit dışındaki siyasiler, onların desteklediği aslında İslamiyette olmayan bir tür ruhban sınıfı oluşturan dini vakıflar, cemaatler emperyalizmin desteğini de alarak el ele İslamiyeti kirlettiler.  

Laik Türkiye Cumhuriyeti öyle bir din ülkesi oldu ki, kuralları bütün semavi dinlerin yasakladığı yalanlarla, soygunlarla, kul hakkı yemelerle oluşan, İslamiyetle tek ilgisi adını kullanmak olan bir din…  

Buna “Türkiye dinsiz bir ülke oldu” demek daha çok yakışır.  

İslamiyetin kuralları yalan, yetim hakkı yemek, zulüm, kin, kibir, intikam hissi, İsraf, hile, sahtekârlık, komşusu açken sefahat içinde yaşamak gibi etik dışı davranışlara değil, sevgi, kardeşlik, barış, doğruluk, iyilik, iffet, cömertlik, merhamet, güler yüzlülük, temiz kalplilik, insana çevreye saygı gibi güzel ahlâki değerler üstüne kuruludur.  

*** 

BİNLERCE masum insanı öldüren PKK terör çetesinin kurucusundan söz ederken “Sayın Öcalan” diyen, bu ülkenin kurucusu, ulusun kurtarıcısı için “Yolumuzun üstündeki ölü inek” diyecek kadar gaflet, dalalet ve ihanete bulaşan, laik cumhuriyeti din devleti yapmaya ant içen AKP’nin patronu ve yardakçılarının ülkeyi ne hale getirdiklerine Bakalım;  

Önce İslami inanca göre her kötülüğün anası olan yalanlardan başlayalım. 

1983 yılında doğan kızından 1980 öncesi gelen mektup… 

1918 de Sarıkamış’ta şehit düşen, 21 Haziran 1934’de soyadı kanunu çıkınca Mutlu soyadını kullanmaya başlayan dedesi Kemal Mutlu… 

1981 de kurulan Metris cezaevinde 1980 yılında işkence gören…  

1954 yılında doğup iktidarı 1950 yılında kaybeden CHP döneminde hiç unutamadığı 80 kişilik sınıflardaki öğrencilik hayatı…  

TÜİK’in saray talimatı üzerine gerçeğinden saptırılarak düşük gösterilen enflasyon, işsizlik oranı yalanları…  

Ya sahtekârlıklar… 

1982 yılında kurulan üniversiteden 1981 yılında alınan diploma…  

Mühürsüz, geçersiz zarflardan çıkan 2,5 milyon sahte seçmen oyu ile Başkanlık koltuğu… 

Mahdum beye askerlikten muaf olması için alınan sahte testis kanseri raporu ve ayrıca ehliyetsiz araba kullanırken ses sanatçısı Sevim Tanürek’in ölümüne neden olmasının ardından aceleyle alınan sahte şoför ehliyeti... 

Dört dörtlük kalite sunumu sürüyor.  

Dörtlük çevreciyim…”  

Çevrecinin daniskasıyım…”  

Atatürkün modern tarım işlemciliğine örnek olması koşuluyla ulusa armağan ettiği AOÇ arazisinin yağmalanması… 

Tarım arazilerinin, ormanların imara açılarak yandaş yap-satçılara talan ettirilerek rant alanlarına dönüştürülmesi… 

Bilim insanlarının sürekli uyarılarına rağmen Marmara ve Trakya bölgesinin çevresel ve ekolojik felaketine, yerleşim alanlarının kirlenmesine, sulak tarım alanlarının yok olmasına neden olacak olan Kanal İstanbul inadı…  

Ya israflar… 

Atatürk Orman Çiftliği arazisinde yoksulun ödediği vergilerle kurulan safahat yuvası Başkanlık sarayı, Malazgirt’te kışlık, Marmaris sahilinde yazlık saraylar… 

Zengin ülkelerde bile olmayan sayıda makam arabaları, saray emrinde uçak filoları... 

Katar katar makam arabaları ile Cuma namazı kortej alayı şovları…  

Oy beklentisiyle ülkeye doldurulan Suriyeli asalaklar yüzünden istihdam olanaklarının daralması…  

Atatürk düşmanlığı ile Avrupa’nın en işlek havalimanı olan Atatürk havalimanının yıkılarak yerine kurulan hava limanı ve çevresinde yerli ve yabancı arazi mafyasına peşkeş çekilen tarım alanları…  

Yağmaya açılarak yok edilen sanayi ve tarım sektörü… 

Katlanarak büyüyen iç ve dış borçlar…  

İrtica yuvası vakıflar, cemaatler, dağ tepe kurulan İmam hatip okulları eliyle eğitim sisteminin çağdışılaştırılması….  

Binlerce yıllık Türk Silahlı kuvvetlerinin geleneklerinin bozulması, ordunun en üst düzey kumandanlarına, Atatürkçü güçlere düzenlenen kumpaslar… 

Katliam derecesinde kadın cinayetleri ırz, namus düşmanlığı… 

** 

BİR DE yeni dinin vaizlerinden bu dinin emirlerini ve Fransızların kökünü kazıyıcı anlamında L’Éradicateur lakabını taktıkları  peygamberi için verdikleri vaazları dinleyelim… 

Tayyibi üzmek Allahı üzmektir… 

Tayyip ikinci peygamber gibidir… 

Tayyibe dokunmak ibadettir… 

Allahın bütün vasıflarını üzerine taşıyan lider… 

Reis isterse kocamı boşar haremi olurum… 

Biz Tayyip adı geçince Salli ala Muhammed deriz…  

Peygamber bile kibirlendi ama Tayyip asla… 

Erdoğan için günde üç rekat namaz kılmak sünnettir… 

Allah bile hata yapar ama Reis yapmaz… 

Reisin konuştuğu televizyonu yere koymak günahtır… 

Devleti soymak, eş dost kollamak kuranın emridir… 

*** 

SÖZÜN bittiği yer işte tam da burası… 

 



Bu yazı 33 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI